August 31
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!
Alıntı
Ayrılık ölüm gibi agır
AYRILIK ÖLÜM GİBİ AğIR, ACI VE KATLANILMAZDI. ZORDU SENDEN KOPMAK, ELVEDA DEMEK İMKANSIZDI... EN AğIR CEZALARA MAHKûM ETTİN BENİ, SENSİZLİğE,ÖLÜME LÂYIK GÖRDÜN. AYRILIK ÖLÜM GİBİ AğIRDI VE BEN ÖLÜMÜ ERKEN TATTIM. SANA DOYAMADAN GİTTİN GİTTİğİN GÜN ÖLDÜM BEN. SENSİZLİğİN YASINI TUTUYORUM HÂLÂ. BİLİYORUM GERİ GELMEYECEKSİN, BİR DAHA ASLA DÖNMEYECEKSİN. O YÜZDEN; AYRILIK ÖLÜM GİBİ AğIRDI İŞTE. ÇEKİLMEZ OLDU SENSİZ GECELER, KATLANAMAZ OLDUM AŞK ŞARKILARINA, BEDENİMİ DAYANILMAZ BİR SOğUKLUK KAPLADI, MUTLULUğU BİLEMEZ,YAŞAYAMAZ HÂLE GELDİM. AYRILIK ÖLÜM GİBİ AğIRDI VE ÖLÜM BENİ SOğUK TUTTU. YAŞIYORUM AMA BİR ÖLÜ OLARAK, HAYATTAN ZEVK ALMAYARAK, MUTLU OLMADAN,HEP AğLAYARAK... AYRILIK ÖLÜM GİBİ AğIRDI VE KARŞI KONULAMAZDI . ÖLDÜRDÜN BENİ ZALİMCE, BİLE BİLE ÖLÜME İTTİN. VE BEN SANA DA KARŞI KOYAMADIM, ÖLÜME MEYDAN OKUYAMADIM... İŞTE BÖYLE AŞKIM; SENSİZLİK KATLANILMAZ VE AYRILIK ÖLÜM GİBİ AğIRDI...
Bir gece yarısı yıldızlardan ayrılmam gerekiyordu. Acı bir neşe sıktı avuçlarımdan. Açık bir kapının ardında ağladığını gördüm düşlerimde… Saniyeleri bir bir aşıp, yıldızları düşürüp eteğimden, sana geldim yar. Ardına kadar açık olsa da; umutlarımı vurdum kapına. Nerdeyse soluğunu duyacakken yüzümde, paltosunu giymiş üşüyen bir gece takılıyor geçmişi olmayan sevdamın peşine. Gözlerime kadar karanlık içindeyim oysa. Buz gibi bir esinti yüreğimi titreten, içimde bir yer kanıyor.
Düşüncelerimi durdurabilseydim keşke…
Sen ve ben… Birbirimize benziyoruz sadece. Gözlerin, benim gibi yalnız. Gözlerime baktıktan sonra daha bir batmış yalnızlığın derinlerine yüreğin. Düşlerine ortak ettiğinden beri adımın harflerini, gözkapaklarını özlemin ateşiyle kapıyorsun tatlı uykulara… Hayatının anlamını bulurken hayatımda; ne yüreğimi eline alabiliyorsun, ne de bırakıp gidebiliyorsun bu deli nehrin karşı kıyısına.
Çok şey istemiyorum aslında…
Bütün bir ömrümü dağlasın dilerse bu sevdanın ateşi. Sonbaharın kocaman yaprakları uyandırsın sözlerimi suskulardan. Lakin uyu sen, kıyamam. Umutlu düşlerden uyandırmak istemem seni. Gözyaşlarının mektubunu kirpiklerinden alıp, gece sabaha varmadan ayrılacağım yanından. Okumaya cesaretim olmayan mektubunu yüreğime bastıkça toprak kokacak hüzünlerim. Bayramsı günlerin arifesinde yüreği sana acıkan bir yolcu gibi varamayacağım gözlerine biliyorum.
Yüreğime bastığım sözlerini okumaktan alıkoyuyorum yine kendimi. Ben kurguluyorum cümlelerini bir bir… Gözlerimi kapatıp bendeki yüreğini okuyorum kendime. Önce gözlerini, sonra gülümsemeni görüyorum. İçlenişimi duyman gerek sevgili. Öyle uzun zaman oldu ki gözlerini yüreğime sürmeyeli…
Hadi gel ne olur… Bensiz sevdalarda işin yok senin…
Kanayan yüreğimi yasla nefesine. Renklerim olsun istiyorum… Kırmızı harfler getir gelirken, ceplerindeki mavi boncuklarla nazardan korurken sevdamızı, hiç yaşanmamış pembe düşlerimizi salalım gökyüzüne. Bir nefeste içeceğin su gibi bak demiyorum bana. Gökkuşağını dolarken belime, yüzünü çevirme yüzümden yeter yar.
İmgelerini ıslatırken gülüşlerim, her harfine kurban ettiğim bu tatlı canıma kıyma gidişlerinle. Cümleleri yazan ellerimi al sıcak biriktirdiğin avuç içlerine, bırak sözcükler kağıtlarda kalsın. Sen gülen gözlerimde kal, gitme…
Gözlerini gözlerimden ayırma ne olur Düşlerime sırtını dönme sakın gitme yar Her gidiş suskun bir ayrılığa göz kırpar Ve unutma, her sevdalı ayrılık ölüm kokar…
|
|
|
|
|